20 Şubat 2012 Pazartesi

KANSER -> ROPÖRTAJ

KANSER

Kanser nedir, nasıl oluşur, çevresel mi kalıtsal faktörler mi tetikleyicidir, günlük yaşamdaki hangi yanlışlar kansere ortam hazırlar, neden öldürücüdür, kemoterapi - radyoterapi iyileştirir mi, kanserde erken teşhis olur mu, mamografi ne zaman çektirmek gerek, prostat kanserini gösteren test var mı, kanserden korunmak mümkün mü, neden artıyor, şekeri sever mi ve kamuoyunda sıkça adı duyulan Kırmızı Reishi Mantarı’nın hangi özelliği kanseri yenmeye yardımcı oluyor?

Her geçen gün artan kanser tür ve vakaları, yaş sınırının gittikçe gençleşmesi bu hastalığı hepimiz için korkulu bir rüya haline getirdi. Peki nedir bu illet, bu illetten kurtulmak, korunmak mümkün mü, çaresi var mı?

Hayatımızı sürdürebilmemiz için hücrelerimizin sürekli yenilenmesi yani bölünüp çoğalması gerekir. Yaşam süresini dolduran hücreler vücuttan atılır, yenileri oluşur. Bu denge genlerimizin kontrolü altındadır. Bazı genler hücrelerin bölünüp çoğalmasını sağlarken bazıları da aşırı hücre üremesini dizginler.

Kanser Nasıl Oluşur?

Çocukluk çağı dışında yaşlanan hücrelerle yeni yapılanlar hemen hemen birbirine eşittir. Yani mekanizma açısından bakarsak kanser, aşırı hücre üremesinin dizginlenememesine, yani yıkımdan çok yapım olmasına verilen addır.

Beslenme, hava kirliliği, radyasyon, sigara, çevre kirliliği, gıda katkı maddeleri ve çeşitli toksinlerin yaptığı hasar gen fonksiyonlarını bozduğu (mütasyon)için hücreler aşırı şekilde ürer. Hücrelerin aşırı şekilde üremesini dizginleyen genler ise aktiviteleri azaldığı ya da bu aşırılıklarla baş edemediği için kanser oluşur.

Yiyeceklerimiz ya da diğer çevresel faktörlerde bulunan kanser ajanları DNA’larımıza bağlanarak hasara uğratır. Hasar kritik düzeye ulaşınca da normal hücreler kanserli hücreler haline dönüşür. Sağlıklı bir insan vücudunda bulunan DNA onarım enzimleri ve diğer gen koruyucu mekanizmaları 24 saat içinde hasarın yüzde 90’ını temizler. Her insan hücresinde günde yaklaşık 10 bin mütasyon olur. Eğer DNA onarım enzimleri yoksa ya da yetersiz çalışıyorlarsa bu mütasyonlar hızla kansere yol açar.

Hücrelerin DNA onarım kapasiteleri sınırlıdır; sonsuz değildir. Bu nedenle gen koruyucu mekanizmalar son derece önemlidir. Genlerin korunmasındaki en önemli faktör ise onları besleyen besin maddeleri ve vitaminlerdir.

Kanserdeki hızlı artışın sebebi kalıtsal mı, çevresel faktörler mi?

Kanser tüm dünyada en çok ölüme neden olan ikinci hastalık grubu (ilki kalp-damar hastalıkları). ABD’de 1900 yılında yüzde 3 olan kanserden ölüm oranı, 2000’de yüzde 24’e çıkmış. Yani ABD’de yüzyılda kanserden ölüm oranı 8 kat artmış. Bazı uzmanlar kanserdeki artışı yaşam süresinin uzamasına bağlasa da bu yanlış bir inanıştır. Çünkü aynı zaman içinde 65 yaşın üzerindekilerin total nüfusa oranı yüzde 4’ten yüzde 12’ye çıkmış. Yani üç kat artmış; sekize karşı üç kat.

Demek ki kanserin artmasının temel nedeni yaşlı nüfusun artışı değil. Kanserin gelişimdeki hızlı artışta kalıtsal faktörlerin rolü de fazla değil. Kanser coğrafyaya göre de değişiyor. Tıbbi imkânların son derece az olduğu gelişmekte olan ülkelerde çok az kanser var. Fakat burada yaşayan insanların gelişmiş ülkelere göç ettikten bir iki yıl sonra kanser sıklığı artıyor. Bu durum kanserin, genetik nedenlerden çok çevresel nedenlere bağlı olduğunu ve bunun önlenebileceğini düşündürüyor. Çünkü akraba evliliklerinde aşırı bir artış olmadıkça genetik hastalıkların artması da mümkün değil.

Kanser neden öldürücü?

Kanserlerin yaklaşık yüzde 80’inde neden bellidir. Vakaların yarısından fazlasını akciğer, kalın bağırsak, meme ve prostat kanserleri oluşturuyor. Akciğer kanseri beslenmeyle de ilgisi olmasına rağmen daha çok sigara tüketimi ile ilişkilidir. Kalın bağırsak, meme ve prostat kanserleri ise daha çok beslenmeye bağlıdır.

AIDS, Ebstein-Barr virüsü (öpücük hastalığı) ve B hepatiti virüsü gibi enfeksiyonlar da başlıca kanser nedenleri arasında yer alır. Bu hastalıklar da sağlıklı beslenen insanlarda nadiren görülür. Bu arada önemli nedenler arasında radyasyon, elektromanyetik dalgalar, tarım ilaçları, gıda katkı maddeleri, GDO’lu yiyecekler, ağır metaller ve diğer kimyasal toksinler fiziksel ve kimyasal zararlılar başı çekmektedir.

Kemoterapi ve radyoterapi tümörün büyümesini engelleyebilir mi?

Kemoterapi ve radyoterapi tümörün büyümesini azaltabilir ama her zaman tümörü yok edemez. Yok etse bile tümörün tekrarlama olasılığı vardır. Kemoterapi, radyoterapi ve cerrahiden oluşan klasik kanser tedavisinin etkinliği birçok organ tümöründe artık plato çizmeye başladı.

Artık tedavi başarısında hissedilir bir artış olmuyor. Ayrıca standart tedavi sırasında akut bir toksisite oluşması da önemli bir risktir. Bu nedenle klasik tedavinin toksisitesini azaltacak ve tümör eritici etkisini artıracak araçlar kanser tedavisinin başarısını artırabilecektir. İşte makro besinler, vitaminler, mineraller ve flavonoidler bu araçların başında gelmektedir.

Kanserde erken teşhis tedbirleri (mamografi, tümör belirteçleri vb)

Her kanser için söz konusu olmasa da bazı kanserlerde erken teşhis için bazı tedbirlere başvuruluyor. 40 yaşına gelmiş bir kadının her yıl mamografi yaptırması önerilir. Ama bu kadar sık alınan radyasyonun da kansere davetiye çıkarttığını unutmamak lazım. En iyisi kadınların ayda en az bir kere kendi memelerini elle yoklamalarıdır.

Tabii ki bir kitle ele geliyorsa o zaman mamografi mutlaka yapılmalıdır. Kalın bağırsak kanserleri için dışkılamadaki değişiklikler önemli. İshal, kabızlık, dışkıda kan görülürse kolonoskopi yapmak şarttır. Kolonoskopinin bir zararı da yoktur.

Prostat kanserini gösteren bir test var mı?

Prostat kanserlerinin çok büyük bir bölümü (%99) ölüme yol açmıyor, hastayla beraber mezara kadar sesi sedası çıkmıyor. Buna gizli prostat kanseri denir. Hatta bunların çoğunda parmakla yapılan muayenede de bir kitle ele gelmez. Başka nedenlerle ölmüş erkeklerin otopsilerinde Prostat Spesifik Antijen (PSA) testi bu gizli kanseri gösterebilir. Fakat bu testi yaptırmanın handikapı da vardır.

Yüzde 99 oranla size hiçbir zararı olmayacak bir hastalığı tespiti, sizi ve hekiminizi lüzumsuz yere telaşa sevk edebilir. Gereksiz ve hayatınızı tehlikeye atabilecek tedavilerin yapılmasına yol açabilir. Aslında erken teşhis için harcadığımız emeğin yarısını erken korunmaya harcasak, kanseri azaltabiliriz.


Kanser oranları neden artıyor?

Bunun iki temel neden var:

1. Beslenmede yapılan hatalar

2. Toksinler.

Son yarım yüzyılda piyasaya 80.000 kimyasal maddenin girdiğini düşünürseniz sorunun büyüklüğünü anlayabilirsiniz



Kanser neden en çok şekeri sever?

Son yıllarda beslenme düzenimizdeki en olumsuz değişim rafine şeker ve unlu gıdaların aşırı bir şekilde tüketilmesidir. Örneğin İngiltere’de 1815’te 5 kg civarında olan kişi başına yıllık çay şekeri tüketimi 1970’te 50kg’ın üzerine çıkmış. Daha sonraki yıllarda un ve şeker tüketimi çılgınca artmaya devam etmiş. Örneğin 1970-2000 yılları arasında ABD vatandaşlar önceki yıllara oranla yılda 100 litre daha fazla şekerli meşrubat tüketmişler.

Unlu, şekerli gıdaları aşırı tüketmek birçok hastalığın temel nedenidir. Kanser de bunların başında geliyor! Aşırı şeker tüketimi ile kanser arasındaki ilişki iki kez Nobel Tıp Ödülü alan (1931 ve 1944) Alman Otto Warburg tarafından ortaya koyuldu. Warburg kanser hücrelerinin sağlıklı hücrelerden farklı bir metabolizması olduğunu göstermiştir. Vücudun normal hücreleri, enerjileri için hem oksijenli (aerobik), hem de oksijensiz (anaerobik) metabolizma yollarını kullanırlarken kanser hücreleri sadece oksijensiz (anaerobik) metabolizma yolunu kullanabilir.

Vücut, kanseri beslemeye çalışırken sürekli kapasitesinin üstünde çalışır. Eğer sevdiği besini (yani şekeri) vermezseniz kanser açlıktan ölmeye başlar. Bu nedenle kanser hücreleri şekeri kuru bir süngerin suyu emmesi gibi emer. Kanser hücreleri sağlıklı hücrelere göre 3-5 kat daha fazla şeker kullanır. Bildiğimiz gibi onkologlar bazı kanser metastazlarını (sıçrama) saptamak için PET taramaları yapar. Bunun için hastaya damardan radyoaktif bir madde ile işaretlenmiş glükoz verilir! Çünkü işaretlenmiş glükoz molekülünün öncelikle gideceği yer kanser dokusudur. Fakat onkologların çoğu nedense bu bilgiyi hastalarından gizler! Şeker kanser yapar’ diyen hekimlere de şarlatan gözü ile bakılır.

Şekerin tek zararı kanser dokusunu beslemesi değil. Aşırı un ve şeker tüketimi insülin direncine (metabolik sendrom) yani hiperinsülinizme yol açar. Hiperinsülinizm, insüline benzer büyüme faktörü (IGF-1) düzeyini artırır. Serbest IGF-1 hemen hemen bütün dokularda hücre üremesini kontrolsüz bir şekilde artırarak kansere neden olur. Normal tartılılarla kıyaslandığında vücut kitle endeksi 40’ın üzerinde olanlarda, yüzde 50-60 oranında daha fazla kanser görülmektedir. Sadece son 10 yılda Türkiye’deki şişmanlık iki kat arttı. Kanserdeki artıştan sorumlu olan faktörlerin başında da şişmanlık gelir.

Kanser tedavisinde C vitamininin yararı var mıdır?

Bilindiği gibi her kronik hastada C vitamini düzeyleri düşüktür. Fakat kanserli hastalarda bu oran çok daha düşüktür. Çünkü kanser hücreleri C vitaminini tıpkı bir vantuz gibi içlerine çeker ve vücudun zaten az olan C vitamini depolarını iyice tüketir.

Peki kanser hücreleri C vitaminini severler mi? Aslında hayır. Ama onu glükoz zannederler. Çünkü C vitamininin molekül yapısı glükoza çok benzer. Bu nedenle kanser hücreleri C vitaminini glükoz zannederek içlerine çeker. Yani eğer kanda çok yüksek miktarda askorbik asit varsa kanserli dokuya geçen C vitamini miktarı da artar.

Son yıllarda birçok hastalığın destek tedavisinde kullanılan Kırmızı Reishi Mantarı’nın kanserdeki tedavi edici ve koruyucu özellikleri nelerdir?

Kırmızı Reishi Mantarı (G. Lucidum) çeşitli hastalıkların tedavisinde en çok kullanılan mantardır ve hastalıkların tedavisinde rol oynayan birçok mekanizması vardır. Bu özellikleri büyük ölçüde polisakkaritlerden çok zengin olmasına bağlıdır. Mantarın yaklaşık %40’ı beta glukandır. Triterpenoidlerden de oldukça zengindir.

Kırmızı Reishi Mantarı aşağıdaki özellikleri nedeni ile birçok hastalığın tedavisinde etkilidir:

- Histamin salgısını azaltmak
- Karaciğer koruyucusu
- İltihabı azaltmak
- Kolesterol sentezini azaltmak
- Tansiyonu düşürmek (ACE inhibisyonu
- Apoptozu sağlamak
- Antioksidan etki
- Antimikrobik etki
- Immün modülasyon
- Sakinleştirici etki
- Anti-kanser etki

Bu hastalıkların başında alerji, karaciğer hastalıkları, hipertansiyon romatoid artit ve en önemlisi kanserler gelmektedir. Kırmızı Reishi Mantarı’na ‘Ölümsüzlük Mantarı’ diyenler de vardır. Kanserin yaygınlaşması ile birlikte insanlar doğal destek tedavilere ve de Kırmızı Reishi Mantarı’na yöneldi. Neden? Kanser tedavisinde en çok kullanılan mantar Kırmızı Reishi Mantarı’dır. Kırmızı Reishi Mantarı’nın kansere karşı etkisi kanser hücrelerine karşı toksik olmasına, iltihap azaltıcı etkisine ve immün modülatör etkisine bağlanmaktadır. En çok etkili olduğu kanserlerin başında meme, prostat ve akciğer kanserleri gelmektedir.


Kemoterapi ve radyoterapi süresinde Kırmızı Reishi Mantarı kullanılabilir mi?

Kırmızı Reishi Mantarı’nın kanser tedavisine destekleyici olduğu, kemoterapinin yan etkilerini azalttığı yönünde bilimsel araştırma sonuçları var. Ben de bu görüşü paylaşıyorum ve hastalarıma öneriyorum.

 
Kanserden korunmak için nelere dikkat edelim?

- Un ve şekerden kaçınarak insülin direncini yenin.

- Hiçbir şekilde tatlandırıcı ve tatlandırıcı içeren ‘light’ hafif yiyecek ve içecek tüketmeyin.

- Katkı maddesi ilave edilmiş, paketlenmiş gıdaları yemeyin

- Bol taze sebze ve meyve yiyin

- Yeterli omega-3 alın. Ayçiçeği, mısır, kanola, soya, pamuk ve margarin gibi yağları diyetinizden çıkartın. Bunların yerine zeytinyağı ve doğal hayvani yağları (tereyağı, kaymak, iç yağı ve kuyruk yağı) yiyin

- Kefir, ekşiyebilen yoğurt, turşu, sirke, nar ekşisi ve boza gibi probiyotiklerden zengin gıdalarla beslenin. Bu gıdaların fabrikasyon değil, doğal yöntemlerle üretilmiş olmasına özen gösterin.

- Özgür dolaşan hayvanların etini ve yumurtasını yiyin.

- Pastörize sütlerden mümkün olduğunca kaçının. Kutu sütü tüketmeyin. Mümkünse mandıra sütü kullanın. Süt yerine süt ürünlerini (yoğurt, peynir) tercih edin.

- Günde 1-2 tatlı kaşığı zerdeçal tozu tüketin.

- Yeşil ve siyah çay tüketin (şekersiz).

- Stresten uzak durun.

- İyi uyuyun.


- Çevresel toksin ve sigaradan uzak durun.

- D vitamini düzeylerinizi yükseltmek için dengeli bir şekilde güneşlenin ya da D vitamini takviyesi alın.

 
- Yeteri derecede egzersiz yapın.

- Aşırı alkol kullanmayın.

- İşlenmiş soya ürünü yemeyin.

-Yemekleri geleneksel yöntemler (buğulama, buharda pişirme) ile pişirin. Turbo fırınlar da kullanılabilir.

- Hızlı pişirme yöntemleri (mikrodalga gibi) besin kayıplarına yol açar; ayrıca kanserojen olabilirler.

- Daha çok toprak (güveç), cam ya da kalaylı bakır kapları tercih edin. Emaye ve çelik tencere daha sonraki tercihlerdir. Teflon ve alüminyumu ise kesinlikle kullanmayın. Yemeklerinizi ve içeceklerinizi plastik kaplarda muhafaza etmeyin.

PROF. DR. AHMET AYDIN: İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi









13 Şubat 2012 Pazartesi

İL İL TÜRKİYE -> ERZURUM

TARİHÇE

Doğu Anadolu'nun en büyük kenti olan Erzurum'un MÖ 4900 yıllarında kurulduğu tahmin edilmektedir. Erzurum'u da içine alan bölge tarih boyunca Urartular, Kimmerler, İskitler, Medler, Persler, Parftlar, Romalılar, Sasaniler, Araplar, Selçuklular, Bizanslılar, Sasaniler, Moğollar, İlhanlılar ve Safeviler gibi çok çeşitli kavim ve milletler tarafından idare edilmiştir.1514 yılında şehir ve çevresini fetheden Osmanlılar, Türkiye Cumhuriyeti'nin kurulduğu 1923 yılına kadar bu topraklarda hüküm sürmüşlerdir.

Erzurum'un bilinen ilk adı Doğu Roma (Bizans) İmparatoru II.Theodosios' a (408-450) izafe edilen Theodosiopolis'tir ve şimdiki Erzurum' un yerinde kurulmuştur. IV. asır sonuna doğru Roma imparatorluğu sınırları içine alınmıştır.

Bugünkü Erzurum adı ise, Erzen' in Selçuklular tarafından fethedilmesi üzerine ahalisinin Theodosiopolis' e (Kalikala=Karin) göç etmelerine müteakip bu şehre Erzen ve Türk hâkimiyetinin ilk safhalarında bu adın sonuna, Meyyafarikin (Silvan) ile Siirt arasındaki Erzen' den ayırmak ve Anadolu'ya ait olduğunu belirtmek üzere Rum kelimesi ilave edilmiştir. Böylece bölgeye Erzen al-Rum denilmeye başlanmıştır. Selçuklular tarafından Erzurum'da basılmış paraların üzerinde şehrin adı Arzan al-Rum şeklinde yazılmıştır.

Erzurum ve çevresi özellikle son Kalkolitik ve Eski Tunç çağından itibaren yoğun iskâna ve siyasi olaylara tanık olmuştur. Bunun sebebi en eski çağlardan beri önemli ticari ve askeri yolların kavşak noktasında yer almaşı, zengin akarsu ağım bünyesinde bulundurması ve doğal savunma zeminine sahip olmasıdır. Çevredeki sert iklim şartlarına rağmen.dağ silsileleri ve akarsu boylarındaki verimli ovalar tarıma ve bilhassa hayvancılığa uygun bir ortam oluşturmuştur. Karaz, Pulur ve Güzelova kazılarının tanıklığında, yaklaşık altı bin yıldan beri çevredeki yaşama biçiminin devam ettiği söylenebilir. Bölgede M.Ö. IV. binden itibaren çok kuvvetli bir kültür birliğinin olduğu da ortaya çıkmıştır.


MUSTAFA KEMAL PAŞA ERZURUM'DA:

3 Temmuz 1919 da Erzurum'a gelen Mustafa Kemal Paşa gelişinin ertesi günü 4 Temmuz'da Erzurum Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti'ni ziyaret etti.Mustafa Kemal Paşa, 5 Temmuz 1919'da yakın arkadaşları ile bir toplantı yaptı. Toplantı-ya Karabekir Paşa, Rauf Bey, Eski Vali Münir, Süreyya, Ordu Müfettişliği Kurmay Başkanı Kazım, Kurmay Binbaşı Hüsrev, Binbaşı Refik, M. Müfit Beyler katılmışlardı. Bu toplantıda bulunanlar, Mustafa Kemal Paşa' ya sonuna kadar yardım edeceklerine, onu lider olarak kabul ettiklerine dair söz verdiler.

Daha sonra toplanacak olan Milli mücadele, milli birlik ve bağımsızlık hareketinin temelinin atıldığı Erzurum Kongre'sinin ilk temelleri bu toplantıda atılmış ve daha sonra 23 Temmuz 1919 da geniş katılımlı olarak gerçekleştirilmiş ve Milli Mücadele'ye dair önemli kararlara imza atılmıştır.


COĞRAFYA:

Erzurum ili, Türkiye'nin orta ve batı kesimlerine göre, yükseltinin fazla olduğu illerinden biridir.

Doğu Karadeniz Dağlarının doğu uzantıları olan Rize Dağları, ili kuzeyden çevreler ve Rize ile sınırını oluşturur. Karadeniz'e paralel düzenli sıralar durumunda uzanan bu dağlar, geçit vermez ve yüksektir. En yüksek noktaları 3937 metre yüksekliğindeki Kaçkar Tepesi ile Verçenik Tepesi'dir. Dumlu Dağından doğuya doğru uzandığında iki yüksek dağ sırasına ulaşılır. Tortum'a doğru olanı Güvercin Dağıdır; Pasinler Ovası ile Gürcü Boğazı arasını doldurmuş olanı ise Karga Pazarı Dağlarıdır. Erzurum şehrini doğudan çevreleyerek Palandöken Dağlarına ulaşır

Erzurum şiddetli karasal Doğu Anadolu iklimi bölgesinde yer alır. İlin yıllık sıcaklık ortalaması 6,0 derece kadardır.

İki coğrafi bölgede toprakları buluna Erzurum İlinin arazi büyüklüğü, yaklaşık 25.066 km² kadar tutar. Bu toprakların kuzey kesimi yani İspir, Narman, Oltu, Olur, Pazaryolu, Tortum ve Uzundere İlçelerinin toprakları, Karadeniz Bölgesinin Doğu Karadeniz sınırları içinde kalmaktadır. Ancak bu kesim, İl topraklarının yaklaşık % 30'luk bir payını oluşturur. Geriye kalan % 70 gibi önemli bir pay, Doğu Anadolu Bölgesi dâhilinde yer alır. İl, arazi büyüklüğü bakımından, sırayla Konya, Sivas ve Ankara İllerinden sonra, Türkiye'nin 4. büyük ili konumundadır.

Erzurum İli, genel olarak yüksek arazilerden oluşur. Örneğin platoların deniz düzeyine göre yükseklikleri 2000 m.yi bulur, bunların üstünde yer alan dağların yükseklikleri ise, 3000 m. ve daha yüksektir. Platolar ve dağlar arasında, yükseklikleri yaklaşık 1500 ila 1800 metrelere ulaşan depresyon ovalarıyla oluklar yerleşmiştir. Karasu-Aras Dağlarının bazı dağ kütleleri, Erzurum İli arazisini güneyde engebelendirmiştir. Bunların en önemlileri, Erzurum kenti ve Erzurum ovası (825 Km²) güneyinde yer almakta olan Palandöken Dağları (Büyük Ejder 3176 m.) ve Pasinler Ovası (540 km²) güneyinde yer alan Şahveled Dağları (Çakmak Dağı 3063 m.) olup, Bingöl Dağlarının kuzey yarısı da yine Erzurum İli sınırları içinde kalmaktadır.

İl topraklarını kuzeyden engebelendirmiş olan dağlarsa, Kuzey Anadolu Dağlarının ikinci sırasına bağlı yükseltilerdir. Bunların başlıcaları, İspir ve Erzurum arasında yer alan Mescit Dağları (en yüksek nokta 3239 m.), onların doğusundaki Kargapazarı Dağları (Dumlu Dağı 3169 m.) ve bir kısmı Kars ili sınırları içinde kalan Allahuekber dağlarıdır. Söz konusu edilen bu kuzey ve güneydeki dağların arasına, iki önemli depresyon ovası yerleşmiştir. Bunlar Erzurum Kentinin de kenarında kurulmuş olduğu Erzurum ovası ve Hasankale ovası olup, her iki ovayı birbirinden, 2030 m. yükseklikteki Deveboynu beli ayırır. Bunlardan Erzurum ovasının en alçak kesimi 1850 m, Hasankale ovasınınki ise, 1650 m. kadardır. Aslında bunlar birer ova özelliği gösterirler.

İl arazisinin büyük çoğunluğunda, karasal iklim özellikleri egemendir. Kışlar uzun ve sert, yazlar kısa ve sıcak geçer. İl arazisinde egemen doğal bitki örtüsü, step formasyonudur. Orman örtüsü, pek yaygın değildir. Bu örtünün alt sınırı, 1900-2000 metrelerde başlamakta ve üst sınır, 2400 metrelerde son bulmaktadır. Başlıca orman örtüsü alanları, Oltu, Olur ve Şenkaya ilçelerindeki sarıçam ve meşe ormanlarıyla, Erzincan-Aşkale sınırlarında rastlanan meşe ormanlarıdır. İl arazisinin % 60'tan biraz fazlası steplerle kaplıdır. Bu doğal bitki örtüsü, yer yer keven topluluklarıyla verimsiz hale gelse de, geniş alanlarda mera hayvancılığına uygun verimli çayırlıklar durumundadır.

İl arazi büyüklüğüne koşut bir nüfus barındırmaz. Erzurum nüfusu yavaş artan illerimizdendir. Bunun başlıca nedeni ilin sürekli olarak göç vermesidir. Bugün ise il nüfusu bir milyona yaklaşmaktadır.

İLÇELER:

İSPİR: İspir'in bulunduğu Çoruh boylarının tarih çağı M.Ö IX.yüzyıl sonlarında başlamaktadır.M.Ö 680 yıllarında Saka Türkleri Kafkas Dağlarını aşarak Anadolu'da görülmeye başlar. M:Ö.665 yıllarında Saka Türklerinden Saperler Çoruh boylarına yerleşir .Anadolu Selçuklu Devleti yıkıldıktan sonra çeşitli devletlerin himayesi altında kalan İspir bölgesi 1401-1502 yılları arasında Akkoyunlular'ın himayesinde kalır.Nihayet Eylül 1514 yılında Yavuz Sultan Selim tarafından Osmanlı topraklarına Birinci Dünya Savaşı döneminde İspir ve çevresi 1916 -1918 yılları arasında Rus işgali ve Ermeni mezalimine uğramış;25 Şubat 1918'de Kazım Karabekir Paşa komutanlığında 1.Kafkas Kolordusuna bağlı birliklerce vatan topraklarına katılır.

İlçe bölgesel olarak Doğu Karadeniz Bölgesinin Güney Doğusunda kalmaktadır. Anadolu'nun kuzeyinde, Doğu Anadolu ile Karadeniz Bölgesi arasında önemli bir geçit noktasında 1050 metre yükseklikte 2100 m2lik bir alanı kaplamakta olan İspir Doğu Anadolu'yu Karadeniz'e bağladığı gibi, Anadolu'nun Kafkaslara bağlanmasını da sağlayan önemli bir geçit noktasıdır. Karadeniz ikliminin yumuşak etkileri ile kara ikliminin sert özelliklerinin beraber görüldüğü bölge, dağlık bir arazi yapısına sahiptir.

Ekonomisi ağırlıklı olarak tarım ve hayvancılığa dayanır.

TORTUM: Merkez ilçenin kuzeyinde yer alır yüz ölçümü 1484 km2 dir. 1990 sayımına göre nüfusu 34.100 kişi dolayındadır. İlçe toprakları Erzurum-Artvin yolu üzerinde dağlık ve derin vadilerle yayılmış bir arazi üzerindedir. İlçenin Erzurum'a doğru yer alan güney kesimlerinde halkın başlıca geçim kaynağı hayvancılıktır. Tabii çayır ve mera alanları aşırı otlatma yüzünden büyük ölçüde tahrip olmuştur. Vadi tabanlarında yer alan kesimlerde meyvecilik yapılır son yıllarda modern usullerle yapılan meyvecilik gelişme kaydetmiştir.

PASİNLER: Eski adı Hasankale olan Pasinler kenti, aynı adı taşıyan ovanın kuzeyinde Hasanbaba dağı eteklerinde kurulmuştur. Yerleşmenin kuruluşu, İskitler dönemine kadar uzanmaktadır. Selçuklu, Akkoyunlu ve Osmanlı dönemlerinin önemli merkezlerindendir. Kaleyi, İlhanlılar'dan Emir Hacı Togay'ın oğlu Hasan yaptırdığından, yerleşme uzun süre Hasankale adını taşımış, günümüzde ise adı Pasinler olarak değiştirilmiştir.

Tarım ürünleri, her çeşit tahıl ve baklagilin yanında çeşitli sebzeleri de içerir. Çeşitleri az olmakla birlikte meyveleri da vardır. Alçı, kireç ve yapı taşı ocaklarına, birçok kükürtlü kaplıcaya, bir çok maden suyu kaynağına sahiptir.

Küçük sanayisi, alacalı kilim, seccade, ihram, şal ve keçe dokumaya dayalıdır.



KARAYAZI: Karayazı ilçesi Doğu Anadolu bölgesinin Yukarı Murat Van bölümünde yer almaktadır. İlçenin sınırları doğudan Ağrı ili Eleşkirt ve Tutak ilçesi, Güneyde Erzurum Karaçoban ve Hınıs İlçeleri, Güney batısında Tekman ilçesi, Kuzeyde Pasinler ve Horasan ilçesi ile çevrilidir

Ekonomik Yapı büyük oranda hayvancılığa dayanır.

TEKMAN: 1946 yılına kadar Hınıs İlçesine bağlı bir köy iken 1946 yılında çıkarılan bir kararnameyle İlçe statüsüne kavuşmuştur. İlçe Erzurum İlinin Güneyinde bulunan Palandöken ve Kargapazarı dağları ile Bingöl dağlarının arasında ve kesişim noktasında bulunmakta olup, doğusunda Köprüköy ve Karayazı İlçeleri, Güneyinde Hınıs İlçesi ile Muş ve Bingöl ve Muş İlleri, Batısında Çat İlçesi, Kuzeyinde Pasinler İlçesi ve Erzurum Merkez ile çevrilidir. İlçemizin yüzölçümü 2197 KM2 olup, denizden yüksekliği (Rakımı) ortalama 1800 ile 2000 metredir. Oldukça dağlık ve engebeli bir yerleşim alanına sahiptir. İlçemiz bitki örtüsü bakımından ormanlık alanı yok denecek kadar az olup, tipik bir bozkır görüntüsüne sahip olmasına rağmen özellikle güneyindeki Erzurum-Bingöl yaylarında geniş otlak ve çayırlar mevcuttur. Yıllık yağış ortalaması 500mm olup, yağışlar özellikle ilkbahar ve sonbahar aylarında yağmaktadır. Kışları oldukça uzun ve bol kar yağışlı geçmekte karla kaplı olarak geçen süre ortalama 200 gündür.

İlçenin başlıca geçim kaynağı hayvancılıktır.

AŞKALE: İlçe Erzurum-Artvin karayolu üzerinde, Tortum çayı vadisinde kurulmuştur. Erzurum'a 84 km. mesafede olup, Doğu Anadolu Bölgesinin Doğu Karadeniz Bölgesiyle sınır teşkil ettiği bölgelerden birisidir.

Bölgede iklim, genellikle doğu Karadeniz bölgesinin hâkim iklimidir. Yağışlar genellikle ilkbahar ve sonbahar mevsimlerinde görülür. Vadi içlerindeki mikro klima iklim özelliği sayesinde ilçede narenciye üretimi dışında tüm sebze ve meyve üretimi yapılmaktadır. Havzada yıllık ortalama sıcaklık 8 c0 ortalama yağış 435 mm' dir.

OLTU: Tarihi kaynaklarda Olti'k, Oltu'm, Okhti'k veya Oltu'si (Olti'ler) diye geçen Oltu'nun tarihi günümüzden yaklaşık olarak 3000 yıl öncesine dayanır. Tarihi devirler boyunca çeşitli devletlerin egemenliği altında kalmıştır. İlçenin doğusunda Şenkaya, kuzeydoğusunda Olur, kuzeyinde Yusufeli ve Uzundere, batısında Tortum ve güneyinde Narman İlçeleri bulunmaktadır. İlçe konum olarak 41-59 doğu boylamları ile 40-34 kuzey enlemleri arasında yer alır. Coğrafi bakımdan dağlık ve ormanlık bir yapıya sahiptir.

İlçe rakımının düşüklüğü nedeniyle Doğu Anadolu Bölgesi'nin sert kara iklimine Oltu Vadisi boyunca rastlanmaz. Yüksek kısımlar ile vadi boyu arasında iklim farkı önemli derecededir. İlçede yıllık sıcaklık ortalaması 10.2 derecedir.

OLUR: İlçenin ilk bilinen adı Tavusker'dir. Selçuklular zamanında ilçemiz Saltukoğulları Beyliği'ne bağlı olarak kalmış bu durum Moğol istilasına kadar devam ederek, istila sonrası Moğollara bağlanmış, daha sonra Fatih Sultan Mehmet'in Trabzon'u fethiyle ilçe civarları da Osmanlı sınırlarına dâhil olmuştur. İlçe 1958 yılına kadar Oltu ilçesine bağlı bucak olarak kalmış Bu tarihten sonra da ilçe olmuştur.

İlçe Erzurum'a 160 km uzaklıkta olup, Doğu Anadolu ile Doğu Karadeniz Bölgesi arasında yer alır. Olur, eski bir geçmişe sahip olması nedeni ile tarihi bakımdan oldukça zengindir. Olur bölgesini kontrol eden bazı kale ve gözetleme kuleleri eski ve orta çağlardan kalmıştır.

ILICA: Ilıca İlçesinin ilk yerleşme yeri, Karasu ile Pulur Çayı arasındaki verimli bölgedir. Bu bölgenin sınırları içinde yer alan Karaz (Kahramanlar Köyü)'da yapılan kazılar ve arkeolojik araştırmalar buradaki hayatın Milattan Önce 4000 yıllara kadar uzandığını göstermektedir.

i990 yılında ilçe olan Ilıca Son Nüfus sayımına göre İlçe Merkezi nüfusu 18.000,köy nüfusu 12.252 olup toplam nüfus 30.252'dir Erzurum İlinin batısında bulunan Ilıca'nın kuzeyi İspir İlçesi, güneyi Erzurum, doğusu Erzurum, kuzey doğusu Tortum ilçesi ve kuzey batısı Bayburt İli ile sınırdır.İlçenin geçim kaynağını tarım ve hayvancılık oluşturur.

ÇAT: İlçemizin bulunduğu topraklar yüzyıllar önce çeşitli akınlara maruz kakmıştır. Anadolu'ya yönelik Türk akınları özellikle Doğu Anadolu da yurt edinmek isteyen başta Selçuklular olmak üzere birçok Türk boyları Erzurum'a yaptıkları akınlarda İlçemiz topraklarına da akınlar düzenlemişlerdir. Yıllarca Rus işgalinde kalan İlçemiz Rusların çekilmesiyle birlikte Ermeni mezalimlerine maruz kalmış çok sayıda insanımız hunharca katledilmiş, köyler yakılmış yıkılmıştır.

İlçe Erzurum İlinin güneyinde yer alan Palandöken dağların güney batısındaki 1960 rakıma sahip, volkanik ve kayalık, etrafı tepelerle çevrili bir arazi görünümü arz eden yüksek platoların geniş alanlara yayıldığı, fazlaca düzgün arazinin olmadığı kısmen çorak ve tuzlu topraklara sahip bir yapıdadır. İlçenin Doğusunda Tekman İlçesi, Batısında Tercan İlçesi, Kuzeyinde Erzurum İli ve Güneyde Bingöl İli, Karlıova ve Yedisu İlçeleri ile çevrilidir.

Tipik karasal iklim özelliği taşıyan İlçemizde kış ayları şiddetli olup, yaz ayları sıcak ve kurak geçer. Yağmur genelde bahar aylarında yağar. Ekonomi genel olarak hayvancılığa dayalıdır.


HINIS: Hınıs ilçesinin kuruluş tarihçesi hakkında kesin bir bilgiye rastlanılmamaktadır. İlçe Erzurum ilinin güneyinde engebeli ve çevresi dağlarla kaplı 1720 rakımlı ova üzerinde kurulmuştur. Bölgenin etrafı yüksek dağlarla çevrilidir. Bu dağlar batıda Bingöl dağları, güneyde Akdoğan dağları doğuda Ak dağları, kuzeyde Kanca dağları ve Karya dağı ile çevrilidir. Bu dağlarla bilhassa Bingöl dağları üzerinde yayla ve platolar mevcuttur. Arazi genellikle çıplak bir görüntüye sahiptir. Tarım alanları azdır. Yağışlı havalarda çamur ve kaygandır.

Coğrafi konumu nedeniyle en eski yerleşim merkezlerinden biri olan ilçedeki çeşitli dönemlere ait tarihi eserler, yapıldıkları devrin kültür ve sosyal yaşamları ile mimari özelliklerini günümüze kadar taşımaktadırlar.

Hınıs ilçesi Erzurum ilinin en soğuk bölümünde bulunduğu için kış mevsimi yılın yarısından daha uzun süreyi içine alır. Bölgede çok sert bir kara iklimi hüküm sürer. Ekim ayında düşmeye başlayan sıcaklık değerleri özellikle Ocak ayında ortalama olarak -8.3 dereceye kadar düşer. Kar yağışlı olan bu devre şiddetli soğuktur. Etkisini Nisan ayına kadar sürdürür. Buna karşılık çok kısa süren yaz devresi ise oldukça sıcak geçer.


NARMAN: Narman Doğu Anadolu Bölgesinin Kars bölümünde ilin, kuzey doğusunda yer almaktadır. Erzurum’a iki ana yol ile bağlantısı bulunmaktadır. Birisi kuzey batı istikametinden 96 Km.lik Tortum Erzurum asfalt kara yolu, diğeri güney doğu istikametinde 105 Km.lik Pasinler Erzurum asfalt ve kısmi (Pasinler Erzurum) arası duble kara yoludur.


Kuzeyde, Kuzeydoğu- Güneybatı istikametinde uzanan Karga pazarı dağları ile güneyde, Kuzeydoğu, Güneybatı yönünde uzanan Güllü dağları arasındaki havzada kurulmuştur. İlçenin yüzölçümü 1275 Km2 dir. Deniz seviyesinden yüksekliği 1640 metredir. İlçeye bağlı köyler ise çevredeki yüksek dağ kütlelerinin eteklerine serpilmiştir. İlçe ekonomisi hayvancılığa bağlıdır.

KÖPRÜKÜY: İl merkezinin doğusunda bulunan ilçenin doğusunda Horasan, batısında Pasinler güneyinde Karayazı ilçeleri bulunmaktadır. Pasinler Ovası içinde Aras Nehri'nin geçtiği alanda kurulmuş olan ilçe merkezi deniz seviyesinden 1650 metre yüksekliktedir. Yüzölçümü 470 Kilometre karedir. Erzurum ve çevresi Türklerin eline geçmeden 40 yıl kadar önce Köprüköy fethedilmiştir. İlçenin toplam nüfusu 23.092 kişidir. Ekonomi tarım ve hayvancılığa dayalıdır.


HORASAN: 1071 Malazgirt savaşıyla Anadolu büyük ölçüde Selçuklu Devleti hâkimiyetine girmiştir. Bu savaş öncesinde ve sonrasında İran Horasan'ından gelen Türk toplulukları o zamana kadar ismi ÜSKÜHAT olan yere Horasan ismini vererek yerleşmişlerdir.

Sonraki dönemlerde bölge sırasıyla Saltuk Oğulları Beyliği, Anadolu Selçuklu Devleti, Moğol Hâkimiyeti (1256 - 1340), Çoban Oğulları ve Ertana Beylikleri, Karakoyunlu Devleti, Moğollar ve Safavi Devleti Hâkimiyetinde kaldıktan sonra 1514 Çaldıran Savaşıyla birlikte Osmanlı Devleti hakimiyetine girmiştir.

Osmanlı döneminde Horasan, Erzurum Sancağı Pasinler Kazasına bağlı 16 köyden ibaret bir Osmanlı Nahiyesidir.1877 - 1878 Osmanlı Rus Harbi sonunda Horasan - Sarıkamış ve Eleşkirt sınırı hemen hemen Osmanlı - Rus sınırını oluşturmuştur.

1.Dünya Savaşı sırasında İlçe 1916 ile 16 Mart 1918 tarihleri arasında Rus ve Ermeni işgali altında kalmıştır.

Horasan ilçesi Cumhuriyet döneminde Pasinler İlçesine Bağlı Zanzak (Akçataş ) Nahiyesinin bir köyü iken 1940 yılında Nahiye merkezi şimdiki Horasan'ın bulunduğu yere nakledilmiş ve 30 köy bağlanmıştır.4 Aralık 1953 de çıkarılan 6191 sayılı kanunla ilçe olmuştur.

Horasan İlçesi Erzurum ilinin doğusunda Aras nehrinin kenarında kurulmuştur. Yüzölçümü 1662 Km2 dir. Deniz seviyesinden yüksekliği 1650 m. dir. İlçenin doğusunda Sarıkamış, güneydoğusunda Eleşkirt, güneyinde Karayazı, batısında Köprüköy ve kuzeyinde Narman ilçeleri yer almaktadır. İlçenin toprakları genel olarak Aras nehri boyunca uzanan geniş düzlüklerle, Kuzey ve Güneyden çevrili tatlı eğimli çıplak geniş sırtlardan meydana gelmiştir.


NASIL GİDİLİR: Erzurum çevre illere ve ülkenin diğer bölgelerine kara, demir ve havayolu ulaşım ağıyla bağlıdır.

KARAYOLU: Otobüs Terminali il merkezindedir. Otogar Tel: 442 233 12 00
DEMİRYOLU: Tren Garı il merkezindedir. İstasyon Tel: 442 218 19 16


HAVAYOLU: İlin Ankara ve İstanbul Sabiha Gökçen Hava Alanı bağlantılı yurtiçi ve yurtdışı seferlerinin yapıldığı Erzurum havaalanı, şehre 10 km mesafededir. Hava Limanı Tel: 442 327 28 35

NE YENİR: Su böreği, cağ kebabı, ekşili dolma, kesme çorbası, ayran aşı (yayla çorbası) çiriş, şalgam dolması, yumurta pilavı, kadayıf dolması Erzurum'un geleneksel mutfağını oluşturur.


NE ALINIR: Erzurum Oltu taşı işçiliği ile çok meşhurdur. Oltu taşından yapılan tespihler, ağızlıklar, bilezik, gerdanlıklar, broş, küpe, saç tokası yörenin önemli hediyelik eşyalarıdır. Oltu taşından imal edilen bu hediyelik eşyaları en zengin çeşitleriyle Erzurum şehir merkezinde “Taşhan” olarak da bilinen Rüstem Paşa Bedesteni’nde bulmak mümkündür.

YAPMADAN DÖNME:
Palandöken'de kayak yapmadan, Çifte minareli Medreseyi, Yakutiye Medresesi'ni ve müzeleri görmeden, Yolunuz İspir'e düşerse rafting sporu yapmadan, Yolunuz Tortum'dan geçerse Tortum Şelalesi'ni ve gölünü görmeden, Cağ kebap, su böreği, ayran çorbası, kadayıf dolması yemeden Dönmeyin.

İLETİŞİM BİLGİLERİ:


İL KÜLTÜR VE TUR. MD. LÜĞÜ: Tel: 442 2350925 - 2337199 Faks: 442 223 07 71


VALİLİK: 442 218 20 14 - 218 99 52


BELEDİYE: 442 218 10 01 - 218 51 10

HASTANE: 442 235 07 51 - 235 07 52

POLİS: 442 212 21 65 - 212 21 66


JANDARMA: 442 774 20 12

ÇEŞİTLİ SİTELERDEN DERLENMİŞTİR.